Doğa İle Uyumlu Binalar

ARMA Gaziemir projesi başladığı andan bu yana, gördüğümüz ilgi bizi çok mutlu etti. Çok ilgi görmek sorumluluk da getiriyor. Söylediğiniz, yaptığınız her şeyde bir sorumluluk düşüncesi doğuyor.

Bu yazının konusu bu yüzden “binaların doğa ile uyumu.”

Yunusoğlu olarak bir projeye başlarken kafamızda hemen belirli sorular ve sorunlar beliriverir. Arsanın zemini nasıl, şehrimizdeki konumu ve hatta zeminin “tarihi”. Son örnek olarak ARMA Gaziemir de böyle başladı, Dalyan Prestige ve diğer tüm Yunusoğlu yapıları da…

Deprem, sel ya da fırtına öldürmez, bina öldürür. Bunu biliyoruz da, binalar neden yıkılır peki? Doğayla uyumlu yaşam, sadece yeşili sevmekle mi başlıyor? Hayır. Bir bina hem toprağını, hem ağacını, hem de konumunun iklimini “sevebilmeli”.

Aynı boyutta, aynı malzeme ile yapılmış, aynı zemindeki iki binadan birinin yıkılırken diğerinin yıkılmadığına şahit olabiliriz. Buradaki kilit kelime “mühendislik”tir. Amaç, depremin yatay ve dikey hareketlerine karşı binayı uygun şekilde yapılandırmak, bilimin birikimini yaşam alanına aktarabilmektir.

Denize sıfır noktadaki bir bina ile dağlık arazideki bir binanın dinamiğinin farklı olduğunu bilmek ve bu farklılıklara göre hareket etmek, aslında fiziğin kanunlarına boyun eğip, onunla ahenk içinde olabilmektir.

Görüyoruz ki depremin ya da diğer afetlerin etkilerini anladıkça, zemini ve malzemeleri tanıdıkça, yeni teknolojileri takip ettikçe afetlerle barışmayı öğreneceğiz. Afetlerle barışmak, onları anlamaktan ve onların kurallarına göre oynamaktan geçiyor. Afetlerin etkilerini “engellemek” değil ona “ayak uydurmak” mühendisliğin asıl felsefesi.

Ülkemiz özeline gelirsek… Deprem, ülkemizde en sık görülen afetlerden. Bu yüzden yapı mühendisliği dendiğinde aklımıza gelen ilk şey deprem ve sonuçları oluyor. Aslında günümüz dünyasında, yaşadığımız pek çok deprem deneyimi ile beraber, bina ve yer hareketleri arasındaki ilişkiyi iyi anlamaya başladık. Bunun en ilginç örneklerinden biri 1985 Meksika Depremi deneyimi. Orta uzunluktaki binalar yıkılırken daha az katlılar ayakta kaldı. Asıl ilginç olansa uzun binalar da ayakta kalmıştı. Bunun sebebi tamamen daha yüksek binaların o depremde, depremin yarattığı titreşimle uyumlu salınımı olmasıydı. Bu ve buna benzer acı deneyimlerle aslında ayakta kalan binanın “sağlam” binalar değil “akıllı” binalar olduğunu öğrendik. Tabii elbette bugün önemli olan bunu ne kadar uygulayabildiğimiz.

Afetlere karşı hazırlıklı olma ve zararı en aza indirme yolunda inşaat firmalarına ve mühendislere büyük görev düşmekte. Büyük ölçekte şehirleşmeyi ve küçük ölçekte yapıları düşünerek bir yaşam alanı yaratmak hepimizin görevi.

Geleceğimizin mutlu ve huzurlu olması adına…